Mehmet Akif Ersoy'un Şiirlerinde Kadın-Erkek Münasebeti ve Kadının Toplumdaki Yeri
Ekrem Yaman
Biz büyük kahramanlar ve büyük şâirler yetiştirmiş bir milletiz. Fakat onların dayandıkları temel değerler ve değer yargıları üzerinde yeterince kafa yormadığımız için zaman zaman bizi içten içe yıkan yabancı ve zararlı felsefelere kendimizi kaptırırız.
Türkiye bugün de böyle bir tehlike karşısında bulunuyor. Bizi bugüne kadar yaşatan millî ve manevî değer ve kaynaklara yeniden dönmenin tam zamanıdır. İyi tahlil ederek, kendi tarih ve kültürümüzden millî bir bir felsefe ortaya koymamız mümükündür.(1)
Bu büyük şâirlerimizden birisi olan Mehmed Åkif Ersoy milletimizin gerçek değer yargılarının her zaman savunucusu olmuş mümtaz bir şahsiyettir.
Mehmed Åkif Ersoy, mensubu olduğu cemiyetle bütünleşme noktasında birinci sırayı alan şâirimizdir. Peşin hükümle yaklaşmayan herkes O'nun şiirinde biraz da kendini bulacak ve O'nu anlayacak ve sevecektir. Åkif'in şâirliği bir dünya görüşünün tavizsiz savunuculuğu ile birleştiğinden, edebiyat tarihimizde olduğu olduğu kadar düşünce tarihimizde de kendine has bir yere sâhiptir.(2)
Åkif kadar Türk ve islâm dünyasının içinde bulunduğu sıkıntıları hal çareleri ile birlikte ortaya koyabilmiş pek az şahsiyet vardır.
Şimdi karakter adamı olan Åkif'in ihlâs ve samimiyetine muhtacız. Tavizsiz bir iman adamı olmak... İslâm ahlâkının güzelliklerini, bütün çıkar hesaplarını ayaklarının altına alarak yaşamak...Özü sözü bir olmak ...Hizmette öne, ücret ve mükâfaatta en arkaya geçmek..." Doğru İslâmiyet'i ve İslâmiyet'e lâyık doğruyu yaşamak... İşte Mehmed Åkif budur.(3)
Milletimiz kendi içinden çıkmış nadir şahsiyetlere değer vermiş, onlarda kendi kimliğinden bazı unsurları yakalamış kendisine yakın hissettiği insanları her zaman bağrına basmıştır.
" Köse İmam " Åkif 'in kadın erkek münasebeti, kadının toplumdaki yeri gibi önemli bir sosyal mes'eleyi ele alış biçimi ile üzerinde durulmaya değer şiirlerinden birisidir.
Köse imam, Åkif'in özlediği, idealize ettiği, aydın din adamı tipidir. O, mahallenin bütün mes'eleleriyle ilgilenir ve sosyal mevkiinin sağladığı otorite ile sıkıntılara çözüm bulmağa çalışır.
Şâir, bu vesileyle, başka şiirlerinde de ele aldığı toplum yararlarına bir kere daha işaret eder. Köse İmam'dan yardım isteyen üç çocuk annesi kadın, üstüne kuma getirmek isteyen kocasına karşı gelince, insafsızca dayak yemiştir. Kadının bu durumu İmamda hem merhamet, hem de hiddet uyandırır. Bekçi ile kocasını çağırtır. Adam, kaba olduğu kadar küstahtır da. İmamın kendisini tenkit edişini " haysiyetine bir tecavüz " olarak nitelendirir ve
" Size haltetme düşer... Dövmüş isem, kendi karım.
Keyfim ister döverim, sen diyemezsin: " Dövme! "
cevabını verir.
Åkif, kadını bir eşya gibi gören ve onun kadınlık haysiyetini düşünmeyen erkekleri Köse İmam vasıtasıyle tenkit eder.
İmam'a göre, haysiyet, herşeyden önce mes'uliyetini idrak etmek demektir. Evli bir erkek karısını maddî ve manevî bakımdan gözetmeli ve korumalıdır. Erkek, anlaşamıyorsa, karısını boşayabilir, ama dövemez ve sefalete atamaz. Zira bu davranış güçsüzü ezmek olacağından günahtır.
Adam, küstah bir tavırla Köse İmama dinin dört kadın almağa cevaz verdiğini söyler. O zaman Köse İmam dini istediği gibi yorumlayan, din maskesi altında kötülük edenlere dikkate değer bir ders verir. Adama kadın boşama hususunda Hazret-i Peygamber'in şu sözünü nakleder:
Bir talâk oldu mu dünyada semalar titrer !
Dört kadın alabilmek için de para ve sıhhat gibi önemli şartlar gerekir. Köse İmam, mes'eleleri aslında " bozulan terbiyemiz " in tabiî bir neticesi olduğu kanaatindedir. " Bozulan terbiye " üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulması ve açıklanması gereken bir ifadedir. Şâir bununla Türk toplumuna şekil veren bütün manevî değerleri kastetmektedir.
İnsanlar, örf ve âdetler, bir kelimeyle " töre "nin uzun asırlar boyunca meydana getirdiği kendi milliyetine has değerlerini kaybetti mi, insan olma vasfını da kaybederler. Bunun bir diğer sebebi de kulaktan dolma bilginin verdiği cehalettir.
Åkif şiirinin sonunda, çocuklar, ihtiyarlar ve kadınlara gerek fert, gerekse toplum olarak merhamet gösterilmesi, insaflı davranılması gerektiği hususu üzerinde durur.
Bu mânevî çöküşü hızlandıran bir diğer âmil de, İkinci Meşrutiyet'ten sonra memlekette esen aşırı hürriyet havasıdır. Küstah adam "sâye-i hürriyette" istediği her şeyi yapabileceğini söylemiştir. Şâir'e göre, hürriyet herşeyden önce, fertlerin birbirlerinin haklarına saygı duymayı öğrenmeleriyle gerçekleşebilir. Bunu verecek olan da toplumun ilk nüvesi olan aile ocağından alınacak olan aile terbiyesidir
Kimine göre aşk, kimine göre para, kimine göre sağlık önemli. Ben sağlığı seçenlerdenim ..
28 Mart 2014 Cuma
7 Ocak 2014 Salı
6 Ocak 2014 Pazartesi
Süleyman Nazif - TÜRK İLAHİSİ
Süleyman
Nazif - TÜRK İLAHİSİ
1-) Dedem koynunda yattıkça, benimsin ey güzel toprak,
Neler yapmış bu millet, en yakın tarihe bir sor, bak.
2-) Yerim sensin, göğüm sensin, cihanım, cennetim hep sen
Nasıl bir zinde millet çıktı gördüm hasta sînenden...
3-) Evet mecruh idin, mecruh iken de vardı imânın,
Ümidin, kuvvetin, azmin, kanın, aşk-ı hurûşânın,
4-) Eğer necm ü hilâl olsaydı âfil, muzmahil, Türksüz,
Kalırdı bizce yıldızlar, kamerler kimsesiz, öksüz.
5-) Yaşattın, çok yaşa tarihimi ikbal ü izzetle;
Koşar âti, koşar mazi seni tebcile minnetle.
6-) Yerim sensin, göğüm sensin, cihanım, cennetim hep sen
Nasıl bir şanlı millet çıktı, gördüm canlı sînenden.
1-) Dedem koynunda yattıkça, benimsin ey güzel toprak,
Neler yapmış bu millet, en yakın tarihe bir sor, bak.
2-) Yerim sensin, göğüm sensin, cihanım, cennetim hep sen
Nasıl bir zinde millet çıktı gördüm hasta sînenden...
3-) Evet mecruh idin, mecruh iken de vardı imânın,
Ümidin, kuvvetin, azmin, kanın, aşk-ı hurûşânın,
4-) Eğer necm ü hilâl olsaydı âfil, muzmahil, Türksüz,
Kalırdı bizce yıldızlar, kamerler kimsesiz, öksüz.
5-) Yaşattın, çok yaşa tarihimi ikbal ü izzetle;
Koşar âti, koşar mazi seni tebcile minnetle.
6-) Yerim sensin, göğüm sensin, cihanım, cennetim hep sen
Nasıl bir şanlı millet çıktı, gördüm canlı sînenden.
Kelimeler
:
Mecruh :Yaralı
Aşk-ı huruşanın : Taşan aşk
Afil : Batmış
Muzmahil : Yıkılmış
İzzet : Kudret sahibi
İkbal : Kabul etmek
Ati : Önde
Tebcil : Ağırlamak
Minnet : Şükretmek
Süleyman Nazif'in Edebi Kişiliği
Edebi Kişiliği
1. Servet-i Fünun edebiyatının sanatçılarından olan
Süleyman Nazif, iyi bir eğitim görmüş; Batı edebiyatıyla Doğu edebiyatını iyi
tanımıştır.
2. Hatipliği ile de ünlü sanatçı, vatan, millet
sevgisini işlemiştir.
3. Gür bir edası ve ahenkli bir dili vardır. Bu
özelliğiyle Namık kemal geleneğini devam ettiren Süleyman Nazif, Türklüğe
hayrandır.
4. Vatan, millet sevgisini kahramanca bir edayla
kaleme aldığı için Namık Kemal'e benzer.
5. Daüssıla şiirinde milli duyguları ve
ıstırapları anlatmıştır.
Eserleri:
1- Gizli Figânlar
2- Firak-ı Irak
3- Batarya İle Ateş
4- Malta Geceleri
5- Çal Çoban Çal
Süleyman Nazif - DAÜSSILA ( Malta Geceleri )
Süleyman Nazif -
DAÜSSILA ( Malta Geceleri )
1-) Bu şeb de cûşiş-i yâdınla ağladım…
Gel ey kerîme-i
târîh olan güzel yurdum
Günümüz
Türkçesi : Bu gecede seni
anlamanın coşkunluğu ile ağladım durdum. Ey tarihin kıt olan güzel yurdum gel.
2-) Ufukların nazarımdan nihân olup gideli,
Bu hâk-dân-ı
fenânın karardı her şekli.
Günümüz Türkçesi : Ufukların gözüme görünmez olalı bu
ölümlü dünyanın her şekli karardı.
3-) Gözümde kalmadı yer, gök; batar, çıkar, giderim…
Zemîne
münkesirim, asûmâna muğberim
Günümüz Türkçesi : Gözümde yer gök kalmadı; batar
çıkar giderim. Yere kırgınım, göğe dargınım.
4-) Gelir bu cevv-i kebûdun serâirinde güler,
Çocukluğumdaki
ruyâya benzeyen gözler.
Günümüz Türkçesi: Çocukluğumda rüyaya benzeyen gözler
bu gökyüzünün sırlarında güler.
5-) Zevâhirin beni ta’zib eden güzelliğine,
Taaccüb etme,
melâlim durursa bîgâne.
Günümüz Türkçesi : Görünen şeylerin bana azap veren
güzelliğine kederim yabancı olursa şaşma.
6-) Dumanlı dağların ağlar, gözümde tüttükçe,
Olur mehâsin-i
gurbet de başka işkence
Günümüz Türkçesi : Ağlar gözümde dumanlı dağların
tüttükçe gurbetin güzellikleri de başka işkence olur.
7-) Bizim diyar-ı tahassürden etmemiş mi güzer?
Acab yine neden
lâ-kayd eser nesîm-i seher?
Günümüz Türkçesi : Bizim özlenen ülkemizden geçmemiş
mi tanyeli acaba yine neden kayıtsız esiyor.
8-) Verirdi belki tesellâ bu ömr-i me’yûsa,
Çiçeklerden uçan
ıtra âşinâ olsa.
Günümüz Türkçesi : Çiçeklerinin kokusunu tanısaydı bu
yaslı ömre belki teselli verirdi.
9-) Demek bu mahbes- i âmâl içinde ben ebedî,
Yabancıyım… Bana
her şey yabancıdır şimdi:
Günümüz Türkçesi : Demek bu emellerin hapishanesi
içinde ben ebedi yabancısıyım. Şimdi bana her şey yabancıdır.
10-) Ne rüzgârında şemîm-i cibâlimizdir esen,
Ne dağlarda
haber var bizim sehâvilden.
Günümüz Türkçesi : Ne rüzgarında esen, dağlarımızın
kokusudur, ne dalgalarda bizim kıyılardan haber var.
11-) Garîbiyim bu yerin şevki yok, harâreti yok;
Doğan, batan
güneşin günlerime nisbeti yok.
Günümüz Türkçesi : Bu yerin garibiyim şevki yok,
harareti yok doğan batan güneşin gözlerimle ilgisi yok.
12-) Olunca yâdıma hasret-fiken fezâ-yı vatan,
Semâ-yı şark
sual eylerim bulutlardan.
Günümüz Türkçesi : Vatanın, uçsuz bucaksız göklerinin
aklıma hasreti düşünce, bulutlardan doğu göğünü sorarım.
Tevfik Fikret'in Edebi Kişiliği
Tevfik
Fikret’in Sanatı
1. Gençlik Dönemi (1880-1896)
Tevfik Fikret şiire başladığı yıllarda taklit ve nazireler
yazmıştır. 1880-1890 yılları arasında şair önce divan şiirinin sonra
Muallim Naci ve en sonunda Ekrem ve Hâmit’in etkisinde
kalmıştır. Fikret bu yıllarda kelime zevkini geliştirmiş, divan şiirinden
ölçüyü, ahenkli kelimeler kullanmayı ve kafiye sanatını öğrendiğini ifade
etmiştir. Fikret’in ahenk hakkındaki görüşleri sonradan tamamen değişecek,
hareket noktasını divan şiirinden almasına rağmen divan nazmının ahengini
eleştirecek ve şiirde nesre yakın bir ahengi tercih edecektir. Fikret’in bu
konudaki düşünce ve denemeleri Türk nazım ahengini değiştirmiş, genişletmiş
ona Batılı ve orijinal bir yön vermiştir.
TEVFİK
Fikret ilk şiirlerinde önce din daha sonra bahar, şarap ve aşk
konularını işler. Mirsad ve Malûmât dergilerinde şiirlerini yayımlayan şair, bu
şiirlerinde genellikle iyimserdir.
FİKRET,
1893’ten itibaren Batı şiiriyle ilgilenmeye başlar. Özellikle
Fransız şair Coppée’nin Tevfik Fikret üzerinde etkisi büyüktür. Taklit ve bir
arayış dönemi olarak nitelendirebileceğimiz bu dönemin sonuna doğru Fikret’in
şiir görüşü ve şiir yazma tarzı yavaş yavaş belirmeye başlamıştır. Şairin şiirde
hareket noktası daima bir tablodur.
2. Olgunluk Dönemi (1896-1915)
Tevfik Fikret’in Olgunluk döneminde ortaya koyduğu şiirleri
de iki aşamada incelemek mümkündür
a) Servet-i Fünûn Dönemi (1896-1901)
b) Sonraki Dönem (1901-1915)
“Sanat için sanat” anlayışına bağlı olan Fikret’in şiiri,
1901’e kadar bireysel bir özelliktaşır. 1901’den sonra sosyal,siyasi ve
ideolojik bir özellik kazanır. Olgunluk döneminde kötümser olan şair
hırçınlaşır ve inancını kaybeder.
Fikret’in
Servet-i Fünûn’da yazdığı şiirler, işledikleri konulara göre şöyle
sınıflandırılabilir: “Tabiat, fakirlik ve merhamet, hayal, oğlu Haluk’a hitaben
yazdıkları,aile, aşk, portreler, sanat, dinî şiirler, vatan konulu
şiirler… Tevfik Fikret’in tabiat şiirleri seyredilen tabiatın şiirleridir. Bu
şiirler doğrudan doğruya tabiattan değil tablolardan, resimlerden gelmektedir.
Parnasizmin etkisiyle ortaya çıkan bu özellik, “resim altı şiir
yazma” şeklinde yeni bir tarz yaratmıştır. Fikret seyrettiği manzarayı çok
çeşitli ayrıntılarla zenginleştirerek şiire aktarır. Resme merakı ve yeteneği
olan şairin tabiat şiirleri arasında en dikkate değer olanı “Mâî Deniz”dir.
Burada deniz şairin duygularına tercüman olan bir varlıktır. (Bu şiir Türk
edebiyatındaki en güzel empresyonist (izlenimcilik) şiirlerden biridir.
İzlenimcilere göre sanatçı doğrudan doğruya gerçeği değil, gördüklerinin
kendisinde uyandırdığı duygu ve düşünceleri esas almalı, gerçekçiliği ve
nesnelliği ikinci plana atarak, kişisel yorumu ön plana çıkarmalıdır)
Şairin
1901’den sonraki şiirleri sosyal içerik kazanmıştır. Fikret, kendi hayat
görüşünü bundan sonra topluma yayarak ifade eder. Özellikle “Sis” bir nefretin
şiiridir. Fikret bu şiirde nefret duygusunu mükemmel bir şekilde tasvir etmekte
ve somutlaştırmaktadır. Fikret, 1908’den sonra fikirlerini idealize eder.
İnsanlığı, toplumu düşünen şair, gençlere kendi hayat görüşü doğrultusunda
öğütler verir.
Fikret,
fikirlerinde derinlik olamayan fakat tasvir gücü kuvvetli olan bir şairdir.
Onun belli ve değişmez fikirleri yoktur. Eşyaya, olaylara, insanlara ve topluma
bir sanatçı olarak bakar. Bütün bunlar onun için bir malzeme ve vasıtadan
ibarettir. Onun hayatı boyunca fikirleri değişmiş, bunlar da şiirlerine
yansımıştır.
Fikret’in
tabiata bakış ve tasvir tarzında birbirine zıt iki unsur görülür: Birincisi
parnaslardan gelen resme özgü bir tasvir, ikincisi empresyonistlerden gelen
varlığı kendi duygularının arkasından görme özelliğidir. Bundan başka
parnasyenlerin ayrıntılara Parma ve onu dikkatle işleme çabaları,
sembolistlerin ahenge olan düşkünlükleri de Fikret’in sanatını özünü
oluşturmaktadır.
Tevfik
Fikret, Tanzimat’tan kendi zamanına kadar yetişen şairler arasında Batılı
edebiyat ve sanat anlayışına en şuurlu şekilde sahip olan, bunu
gerçekleştirmeye, yerleştirmeye çalışan ve bu noktada en fazla başarıyı elde
eden sanatçıdır. Zevkinin kuvveti ve harcadığı emeğin büyüklüğü ile devrinin
sanat bakımından en kusursuz eserlerini verdi. Edebî şahsiyeti ile Fikret; zamanındaki
tesirlerden başka Mehmet Âkif, Yahya Kemal ve Ahmet Hâşim’den başlayarak Türk
nazmının genel yürüyüşü ve gelişmesi üzerinde tesiri olduğu gibi sosyal
şahsiyeti ile de genç nesillere telkin ettiği birçok manevî değer bakımından
kuvvetle tesir etmiştir.
Elhan-ı şita günümüz türkçesi
Elhan-ı
Şita
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş, (Bir beyaz titreyiş,
bir dumanlı uçuş,)
Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar (Eşini
kaybeden bir kuş gibi kar)
Gibi kar (Gibi kar)
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar... (Geçen
ilkbahar günlerini arar)
Ey kulûbün sürûd-i şeydâsu, (Ey kalplerin
divane şarkısı)
Ey kebûterlerin neşideleri, (Ey güvercinlerin
şiirleri)
O baharın bu işte ferdâsı (O baharın bu işte yarını)
Kapladı bir derin sükûta yeri (Kapladı bir derin
sessizliğe yeri)
Karlar (Karlar)
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar. (Ki sessizce
arasıra ağlar)
Ey uçarken düşüp ölen kelebek (Ey uçarken düşüp ölen
kelebek)
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek (Bir melek kanadının beyaz
püskülü)
Gibi kar (Gibi kar)
Seni solgun hadîkalarda arar. (Seni solgun bahçelerde
arar.)
Sen açarken çiçekler üstünde (Sen açarken çiçekler
üstünde)
Ufacık bir çiçekli yelpâze, (Ufacık bir çiçekli yelpâze,)
Nâ'şun üstünde şimdi ey mürde (Cansız bedenin üstünde
şimdi ey ölü)
Başladı parça parça pervâze (Başladı parça parça altın
kırıntıları)
Karlar (Karlar)
Ki semâdan düşer düşer ağlar! (Ki gökyüzünden düşer düşer
ağlar!)
Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar; (Uçtunuz gittiniz siz ey
kuşlar)
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar (Küçücük, beyaz başlı
baykuşlar)
Gibi kar (Gibi kar)
Sizi dallarda, lânelerde arar. (Sizi dallarda, yuvalarda
arar.)
Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân, (Gittiniz, gittiniz siz
ey kuşlar,)
Şimdi boş kaldı serteser yuvalar; (Şimdi boş kaldı baştan
başa yuvalar)
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân! - (Yuvalarda -feryat etmeyen
yetîm-)
Son kalan mâi tüyleri kovalar (Son kalan mavi
tüyleri kovalar)
Karlar (Karlar)
Ki havada uçar uçar ağlar. (Ki havada uçar uçar ağlar.)
Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir (Ey kış göğü,
elinde yığın yığındır)
Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter... (Yasemin
yaprağı, güvercin kanadı, ıslak bulut...)
Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir- (Dök
ey gökyüzü -doğanın canlılığı uykudadır-)
Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler! (Siyah toprağın
üstüne katışıksız çiçekler!)
Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! - (Her ağaçlık
yer şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! -)
Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid... (Bir gölge
yığını ve siyah renkli ve ümitsiz)
Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek. (Ey kış
göğünün eli, durma, durma, çek.)
Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd! (Her ağaçlığın
üstüne bir beyaz örtü!)
Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar (Göklerden
emeller gibi dökülüyor kar)
Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar (Her mutlu hayalim
gibi koşarak düşüyor kar)
Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar(Sessiz bir rüzgar
tüylü bir kanatta uyuklar)
Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar, (Yolunda durur
bir aralık sonra uçarlar,)
Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân, (Soldan sağa,
sağdan sola titreyerek ve kaçışarak)
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân (Bazen uçmada
tüyler gibi, bazen dökülmede)
Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun, (Karlar,
sessizliğin dualarının bütün nağmeleri )
Karlar, bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun. (Karlar, ruhların
bahçelerinin çiçekleri )
Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök. (Dök siyah
toprak üstüne, ey göğün eli dök.)
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök: (Ey göğün
eli, izzetin eli, kışın eli, dök )
Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi; (Bahar çiçekleri
yerine beyaz kar)
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi. (Kuşların nağmeleri
yerine ümidin suskunluğunu.)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)