19 Kasım 2016 Cumartesi

Necip Fazıl KISAKÜREK - Utansın ( Günün Özü)

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!

Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

Eski çınar şimdi Noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!

Ey binbir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!
 
Necip Fazıl Kısakürek

18 Kasım 2016 Cuma

Hayatı anlamak..

           Seni zorluyor değil mi hayat. Yerden yere vuruyor, bağıra çağıra anlatıyor her şeyi. Kıymetini bilmen için mi ? Yoksa acı çekmeni istediği için mi ? Umurunda mısın acaba ? Ölüyor musun kalıyor musun ? Bence hiçte umurunda değilsin.

           Seni kanatır. Bir tek seni değil herkesi. Tek mutlu olan odur aslında. Çünkü onu kimse üzemez. O sadece üzer. Bazen mutlu ettiği de olmuştur evet hakkını yemeyelim şimdi. Ama verdiği kadar da almadı mı bizden. Verdiğini de aldığında geriye avucunda ne kaldı ? Aşk mı? Sevgi mi ? Huzur mu ? Mutluluk mu ? Sadakat mı ? Güven mi ?  Söylesen ne olur ki geride ne bıraktığını hep kendimiz mi bulmalıyız bunu, kendimiz mi aramalıyız hep...

           Yok mu uğraştırmadan bir şeyleri elde etmek?

           Evet yok !



Sevim SOYTEMİZ



                                                                                                                                                       

5 Ekim 2014 Pazar

10 Nisan 2014 Perşembe

Perîşân halk-ı âlem âh ü efgân ettiğimdendir ( Fuzuli )

Perîşân halk-ı âlem âh ü efgân ettiğimdendir
Perîşân olduğum halkı perîşân ettiğimdendir

Ten-i zârımda derd-i aşk gün günden füzûn olmak
Yeten bî-derde tedbîr ile dermân ettiğimdendir

Gözüm kim bağrımın kanın döker perkâle perkâle
Dem-â-dem ârzû-yi la’l-i cânân ettiğimdendir

Değil bi-hûde ger yağsa felekten başıma taşlar
Binâsın tîşe-i âhımla virân ettiğimdendir

Kaçan rüsvâ olurdum, kan yutup sabr edebilseydim
Melâmet çektiğim bî-hûde efgân ettiğimdendir

Hatâ senden değil cismim okundan bî-nasîb olmak
Habâb-ı eşk-i gül-gûn içre pinhân ettiğimdendir

Fuzûlî  ihtilât-ı merdüm-i âlemden ikrâhım
Perî-veşler hayâlin mûnîs-i cân ettiğimdendir

nedim - şarkı (Sadabad'e )

ŞARKI

Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâşâde
Gidelim serv-i revanim yürü Sadâbâd'e.

İşte üç çifte kayık emrimize amfide
Gidelim serv-i revanim yürü Sadâbâd'e.

Gülelim, oynayalım, kâm alalım dünyadan
Mâ-i tesnim içelim çeşme-i nev-peydâdan

Görelim âbı hayat aktığın ejderhadan
Gidelim serv-i revanim yürü Sadflbâd'a.

Gâh varıp havz kenarında hırâmân olalım
Gâh gelip kasrı cihan seyrine hayran olalım.

Gâh şarkı okuyup gâh gazelhan olalım
Gidelim servi revanim yürü Sadâbâd'e.

İzn alıp Cuma namazı deyü mâderden
Bir gün uğnlayalım çarh-ı sitem-perverden

Dolaşıp iskeleye doğru nihfin yollardan
Gidelim servi revanim yürü Sadâbâd'e.

Bir sen u bir ben ü bir mutnb-i pâkîze-edâ
İznin olursa eğer bir de Nedim-i şeyda

Gayri yaranı bugün edip ey şuh feda
Gidelim servi revanim yürü Sadâbfld'a.

şeyh Galib -ateş redifli gazeli

Gül âteş gülbün âteş gülşen âteş cûybâr âteş
Semender-tıynetân-ı aşka besdir lâlezâr âteş

Hemân ey sâkî bir sâgar tutuşdur dest-i dildâra
Gazabla bezme geldi şem'-i meclis-veş yanar âteş
Nesîm âteş çıkardı gonca-i çeşm-i ümîdimden
Bıraktı gülşen-i âmâlime berk-i bahâr âteş

Hayâl-i hasret-i hâlinle âh ettikçe uşşâkın
Şeb-i fürkatta her dem ahterân eyler nisâr âteş

Bana Dûzahdan ey meh dem urur gülzârlar sensiz
Diraht âteş nihâl-i dil-keş âteş berg ü bâr âteş

Mürekkebdir vücûdu tâ ezel yek-pâre sûzişden
Anâsırdan meğer uşşâka olmuşdur dûçâr âteş

Çerâğ-ı bezm-i hecri olduğum yapmış yakıştırmış
Gönül pervânesine vuslat âteş intizâr âteş

Beyân-ı sûziş eyler herkes isti'dâd-ı fıtrattan
Eder berceste âşık mısra'-ı rengîn çenâr âteş

Meğer kilk-i sebük-cevlânın olmuş germ-rev Gâlib
Zemîn âteş zamân âteş bütün nakş u nigâr âteş

Şeyh Galib

Nedim- seni redifli gazeli

Mest-i nâzım kim büyütdü böyle bî-pervâ seni
Kim yetiştirdi bu güne servden bâlâ seni
Bûydan hoş rengden pâkizedir nâzik tenin
Beslemiş koynunda gûyâ kim gül-i ra'nâ seni
Güllü dîbâ giydin amma korkarım âzâr eder
Nazeninim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni
Bir elinde gül bir elde câm geldin sâkiyâ
Kangısın alsam gülü yâhud ki camı yâ seni
Sandım olmuş ceste bir fevvâre-i âb-ı hayât
Böyle gösterdi bana ol kadd-i müstesna seni
Sâf iken âyîne-i endamdan sinem diriğ
Almadım bir kerrecik âguuşa ser-tâ-pâ seni
Ben dedikçe böyle kim kıldı Nedim'i nâ-tüvân
Gösterir engüşt ile meclisdeki mînâ seni

Necati - Döne döne redifli gazeli




Çıkalı göklere âhum şereri döne döne,
Yandı kandîl-i sipihrün ciğeri döne döne

Ayağı yir mi basar zülfüne ber-dâr olanun
Zevk ü şevk ile virür cân ü seri döne döne

Şâm-ı zülfünle gönül Mısrı harâb oldı diyü
Sana iletdi kebûter haberi döne döne

Sen durup raks idesin karşuna ben boynum eğem
İne zülfün koca sen sîm-berî döne döne

Ka’be olmasa kapun ay ile gün leyl ü nehâr
Eylemezlerdi tavâf ol güzeri döne döne

Sen olasın diyü yir yir asılup âyîneler
Gelene gidene eyler nazarı döne döne

Ey Necâtî yaraşur mutribi şeh meclisinün
Raks urup okıya bu şi’r-i teri döne döne

NECÂTΠ

Nâilî 'gideriz' redifli gazeli

Gazel
Nâilî

Hevâ-yi aşka uyup kuy-ı yâra dek gideriz
Nesîm-i subha refîkiz bahâra dek gideriz

Pelâspâre-i rindî be-dûş kâse be kef
Zekât-ı mey verilir bir diyâra dek gideriz

Tarîk-i fâkrda hem-kefş olup Senâî’ye
Cenâb-î külhâni-i Lâyhâr’a dek gideriz

Verip tezelzül-i Mansûru sâk-ı arşa tamam
Huda Hudâ diyerek pây-ı dâra dek gideriz

Ederse kand-i lebin, hâtır-ı mezâka hutûr
Diyâr-ı Mısr’a değil Kandehâr’a dek gideriz

Felek girerse Kef-i Nâilî’ye dâmânın
Seninle mahkeme-î kirdgâra dek gideriz

5 Nisan 2014 Cumartesi

Mehmet Akif Ersoy (1873-1936)


1873 yılında İstanbul’da doğan Mehmet Akif, bütün öğrenimini İstanbul’da tamamladı. İslamcılık düşüncesinin edebiyattaki en önemli temsilcisi olan sanatçı, aynı zamanda İstiklal Marşı’nı yazmıştır. “Milli Şair” ve “İstiklal Marşı Şairi” olarak da anılmaktadır.
Mehmet Akif’e göre medeniyetin gerçek kaynağı Müslüman Doğu’dur. Ona üstünlüğünü kaybettiren ise asırlardır süren “cehalet, yozlaşma, sabırsızlık, tembellik ve kendine güvensizliktir.” Batı’nın geldiği medeniyet seviyesine ulaşmak ve İslam birliğini sağlamak onun en önemli amacıdır.
Akif, her ne kadar siyasi bakımdan İslamcı olsa da duyguları bakımından “halkçı ve milliyetçi”dir. Sanatını sosyal hizmetin emrine verip “sosyal hizmet yanlısı” bir şair olarak karşımıza çıkar. Bu durumun en önemli sebebi onun edebiyat anlayışıdır. O edebiyat için, “Halkın manevî ve ahlakî eğitiminde etkisi en büyük müessesedir.” der ve “Her edebiyat mahallîdir ve halka hitap eder.” görüşünü savunur. İslam toplumlarının geri kalmasını da İslam ülkelerindeki edebiyatların halka değil, aydınlara seslenmesine bağlar.
Edebi Kişiliği
Sanatçının en önemli amacı, halk için halkın hayatını veren bir edebiyat yaratmaktır. Bu durumun sonucu olarak içinde yaşadığı halkın bütün özelliklerini şiirlerinde aksettirmiştir. Bunu yaparken güçlü bir gözleme başvuran sanatçı ilhama inanmaz. Bu yönüyle de Türk şiirine gerçek realizm onun tarafından getirilmiştir, denilebilir. Akif, her ne kadar sanatını halkın hizmetine adasa da güçlü bir şairdir.
Şiirin ciddi bir çaba işi olduğunu anlayan sanatçının şiirlerinde bu çaba ve işçilik her zaman göze çarpar. Eserlerinde her zaman aruz ölçüsünü kullanan ve Türkçeyi aruza başarıyla uygulayan birkaç şairden biri olan sanatçı, heceyi hiç kullanmamıştır. Genellikle Divan nazım şekillerini kullanan sanatçı, dil bakımından da sade dille yazan şairler kadar olmasa da halka seslendiği için kısmen sadedir. Eserleri dil bakımından da tam bir birlik göstermez.
Kısaca özetleyecek olursak;
  • Herhangi bir edebi topluluğa katılmamıştır.
  • Ümmetçi şair olarak bilinir.
  • İstiklal Marşı’nın şairidir.
  • İstiklal Marşı’nı Safahat’a almamış, kahraman Türk ordusuna armağan etmiştir. Bu şiiri 1921′de yazmıştır.
  • Türk şiirine gerçek realizmi getirmiştir.
  • Şiirlerinde toplum yaşantısını tüm yönleriyle anlatmıştır.
  • Şiirlerinde dini lirizm vardır, bunun kaynağı İslam dinidir.
  • Şiirlerinde konuşma dilini bütün canlılığıyla kullanmış, adeta konuşur gibi yazmıştır.
  • Sade bir dil kullanan şairin dili yer yer ağırdır.
  • İstanbul’un yoksul semtlerinin yaşantısını ve yoksulluklarını anlatır.
  • Şiirlerinde yoksullara acıma duygusu vardır.
  • Nazmı nesre yaklaştırmada oldukça başarılıdır.
  • Şiirlerinde aruz ölçüsünü Türkçeye oldukça başarılı bir şekilde uygulamıştır.
  • Bütün şiirlerini aruz ölçüsüyle yazmıştır.
  • Divan edebiyatı nazım biçimlerini, özellikle de mesnevi nazım biçimini kullanmıştır.
  • Lirik-epik özelliği gösteren şiirleriyle tanınmıştır. Çanakkale Şehitlerine, İstiklal Marşı, Bülbül lirik-epik özellik gösteren önemli şiirleridir.
  • Manzum hikâye türünde önemli eserleri vardır. Seyfi Baba, Küfe, Mahalle Kahvesi, Meyhane, Hasta önemli manzum hikâyeleridir. Bu şiirlerde toplum yaşamını bütün canlılığı ile anlatmıştır.
  • Didaktik nitelik taşıyan şiirleri de vardır.
  • Cehalet, ahlaksızlık, taklitçilik, taassup, fakirlik, inançsızlık, köksüzlük… şiirlerindeki başlıca konulardır.
  • Mehmet Akif çok iyi bir gözlemcidir.
  • “Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim, İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim” dizeleri onun gerçekçiliğini yansıtır.
  • “Toplum için sanat” anlayışını benimsemiştir.
  • İslamcılık akımını benimsemiştir.
  • Mehmet Akif, Tevfik Fikret ile din ve medeniyet konusunda tartışmaya girmiştir. Fikret’in Haluk karakterine karşı özlediği gençliği Asım’da simgelemiştir.
  • Şiirlerinin yanı sıra Arapça, Farsça ve Fransızcadan çeviriler de yapmıştır.
  • Sırat-ı Müstakim ve Sebilü’r-Reşat adlı dini dergilerde şiirler, makaleler yayımlayarak yazın hayatına başlamıştır.
  • Batılılaşmaya ve Türkçülük akımına karşıdır.
Eserleri
  • Safahat: Şiirlerini bu eserde toplamıştır. Safahat yedi bölümden oluşur:
  • 1. Safahat: (1911): Osmanlı toplumunun Meşrutiyet yıllarındaki durumunu anlatır.
  • 2. Süleymaniye Kürsüsünde: Osmanlı aydınları ile halk arasındaki ilişkiyi gözler önüne serer.
  • 3. Hakkın Sesleri (1913): Her şiirin başında bir ayet vardır. Bu ayetler o zamanın toplumsal ve siyasi olaylarını aydınlatır.
  • 4. Fatih Kürsüsünde (1914): Yeni kuşaklara mücadele ve çalışma ruhu kazandırmayı amaçlayan düşünceler yer alır.
  • 5. Hatıralar (1917): Her şiirin başında bir hadis yer alır. İslam birliği ülküsü vurgulanır.
  • 6. Asım (1924): I. Dünya Savaşı’ndan tablolar yer alır. İdeal gençlik tipini ortaya koyar.
  • 7. Gölgeler (1933): Dini şiirler ve dörtlükler vardır.

28 Mart 2014 Cuma

Mürettep bir divânda bulunması gerekenler

 Mürettep bir divânda manzumeler, bölümlere göre şöyle sıralanır:
1. Bölüm: Kasideler (Tevhîd , münacaât, na't ve pâdişâhlar ile devlet büyüklerine yazılan övgüler vs.).
2. Bölüm: Tarihler (Ebced hesabı esas alınarak söylenmiş doğum, ölüm vs. önemli zaman dilimlerini bildiren şiirler).
3. Bölüm: Musammatlar (Terkîb-i bend. murabba, tahmis, vs. şiirler).
4. Bölüm: Gazeller (Her beytin son harfi esas alınarak Arap alfabesine göre alfabetik dizilmiş gazeller).
5. Bölüm: Kıtalar (Kıta, matla, muamma, lugaz, müfret, azade vs. küçük şiirler).

Uygur Türkçesinin Biçim Özellikleri

Uygur Türkçesinin Biçim Özellikleri
1.   Köktürkçede sadece armakçı kelimesinde kalıplaşmış olarak görülen –mAk eki Uygurcada fiil ismi olarak yaygın şekilde kullanılır: tutmakı “tutması”, tarımak “çift sürmek”
2.   Uygurcada, köktürkçede bulunmayan –(X)gsa- fiilden fiil yapma ekine rastlanır. Bu ek –(X)g fiilden isim yapma ekiyle sa- (istemek9 fiilinin birleşmesinden oluşmuştur ve dilek bildirir: kirigseyür men “girmek istiyorum.”
3.   +lAr çokluk eki Köktürkçede sadece insanla ilgili kelimelerde kullanılan çokluk eki, uygurcada her kelimede kunılmaya başlandı.
4.   Köktürkçede ilgi hâli eki ünlülerden sonra +ıŋ, ünsüzlerden sonra +nıŋ biçiminde iken, Uygurcada hem ünlülerden hem de ünsüzlerden sonra +nıŋ biçimindedir.
5.   Yükleme hâli eki, Köktürkçe olduğu gibi Uygurcada da üç türlüdür. Ancak Uygurcada +nI eki zamirle dışında da kullanılabilir.
6.   Köktürkçede bulunma hâli eki +Da, aynı zamanda çıkma hâli içinde kullanılır. Uygurcada da bu kullanım kısmen devam eder. Ancak asıl çıkma hâli edi +DIn’dır. 
7.   Köktürkçede zamirlerde hâl ekleri üst üste gelmez. Oysa Uygurcada hâl eklerinin zamirlerde bazen üst üste geldiği görülür: sisiŋe “size”, sinite “senden”
8.   Köktürkçede fiillerin çokluk 3. şahıslarında görülmeyen –lAr eki, Uygurcada fiillerde sıklıkla kullanılır.
9.   Köktürkçede fiillerin 2. şahıslarında seyrek olarak görülen  g sesi Uygurcada hiç görülmez. Uygurcada 2. şahıslarda daima ŋ sesi vardır.
10.   Uygurcada, Köktürkçede görülmeyen –yUk ekli görülen geçmiş zaman vardır: tüşe-yük men “düş gördüm”, ba-yuk sen “bağladın”
11.   Köktürkçede gelecek zaman –DAçI eki ile yapılırken, Uygurcada –gAy eki ile yapılır: ölgey men, barmagay sen
12.   –DAçI eki Uygurcada sıfat-fiil eki olarak kullanılmaya devam etmiştir.
13.   –sAr eki Köktürkçede zarf-fiil eki olarak kullanılmaktaydı. Uygurcada ise bu ek şart kip olmuştur: barsar men “gitsem”
14.   Uygurcada, Köktürkçede bulunmayan –(X)glı sıfat-fiil eki vardır: ögli “düşünen”, tigli “denilen”
15.   Gelecek zaman sıfat-fiil eki olarak Köktürkçede –sIk kullanılırken, Uygurcada –gUlUK eki kullanılır: tuyguluk yol  “duyulacak yol”



Uygurca ve Köktürkçe Arasındaki Ses Farklılıkları

Uygurca ve Köktürkçe Arasındaki Ses Farklılıkları



1.   Köktükçedeki ny sesi Uygurcada n ve y olarak ayrılmıştır. anyıg<anıg, kony<kon/koy
2.   Köktürkçede kelime içi ve kelime sonundaki b sesleri Uygur metinlerinde daha çok w olmuştur: eb<ew, sab<saw,  sub<suw

3.   Köktürçedeki bazı ı’lar Uygurcada genişler: tınlıglarıg<tınlıglarag

UYGUR TÜRKÇESİNİN DİL ÖZELLİKLERİ

                               UYGUR TÜRKÇESİNİN DİL ÖZELLİKLERİ
y ağzı:

1.   Çıkma hâli için çoğunlukla +Dın kullanılır.
2.   İlgi hâli eki ünsüzlerden sonra +nIng olur.
3.   Bilinen geçmiş zaman teklik 2. şahıs eki her zaman ng’li olur.
4.   Gereklilik için daha çok –gUlUk kullanılır
5.   –p zarf fiil eki, -pAn’dan daha çok kullanılır.
6.   erki yerine erinç hakimdir.
n ağzı

1.   Birinci heceden sonraki I ile yardımcı ünlü I’nın bazen genişleyerek A olduğu görülür.
2.   Vasıta hâli eki dudak uyumu tesiriyle bazen yuvarlaklaşarak –un olur.
3.   Çıkma hâli için yalnız +Da kullanılır.
4.   İlgi hâli eki ünsüzlerden sonra bazen +Xng olur.
5.   Bilinen geçmiş zaman teklik 2. şahıs eki bazen tXg olur.
6.   Gereklilik ifadesi –sIg ekiyle sağlanır.
7.   –gIl sıfat fiil eki yanında –gma eki de kullanılır.

8.   n ağzı köktürkçeye daha yakın bir ağızdır.

Mehmet Akif Ersoy - Köse İmam Şiirinde Yapısallık

Mehmet Akif Ersoy'un Şiirlerinde Kadın-Erkek Münasebeti ve Kadının Toplumdaki Yeri


Ekrem Yaman 

Biz büyük kahramanlar ve büyük şâirler yetiştirmiş bir milletiz. Fakat onların dayandıkları temel değerler ve değer yargıları üzerinde yeterince kafa yormadığımız için zaman zaman bizi içten içe yıkan yabancı ve zararlı felsefelere kendimizi kaptırırız.

Türkiye bugün de böyle bir tehlike karşısında bulunuyor. Bizi bugüne kadar yaşatan millî ve manevî değer ve kaynaklara yeniden dönmenin tam zamanıdır. İyi tahlil ederek, kendi tarih ve kültürümüzden millî bir bir felsefe ortaya koymamız mümükündür.(1)

Bu büyük şâirlerimizden birisi olan Mehmed Åkif Ersoy milletimizin gerçek değer yargılarının her zaman savunucusu olmuş mümtaz bir şahsiyettir.

Mehmed Åkif Ersoy, mensubu olduğu cemiyetle bütünleşme noktasında birinci sırayı alan şâirimizdir. Peşin hükümle yaklaşmayan herkes O'nun şiirinde biraz da kendini bulacak ve O'nu anlayacak ve sevecektir. Åkif'in şâirliği bir dünya görüşünün tavizsiz savunuculuğu ile birleştiğinden, edebiyat tarihimizde olduğu olduğu kadar düşünce tarihimizde de kendine has bir yere sâhiptir.(2)

Åkif kadar Türk ve islâm dünyasının içinde bulunduğu sıkıntıları hal çareleri ile birlikte ortaya koyabilmiş pek az şahsiyet vardır.

Şimdi karakter adamı olan Åkif'in ihlâs ve samimiyetine muhtacız. Tavizsiz bir iman adamı olmak... İslâm ahlâkının güzelliklerini, bütün çıkar hesaplarını ayaklarının altına alarak yaşamak...Özü sözü bir olmak ...Hizmette öne, ücret ve mükâfaatta en arkaya geçmek..." Doğru İslâmiyet'i ve İslâmiyet'e lâyık doğruyu yaşamak... İşte Mehmed Åkif budur.(3)

Milletimiz kendi içinden çıkmış nadir şahsiyetlere değer vermiş, onlarda kendi kimliğinden bazı unsurları yakalamış kendisine yakın hissettiği insanları her zaman bağrına basmıştır.

" Köse İmam " Åkif 'in kadın erkek münasebeti, kadının toplumdaki yeri gibi önemli bir sosyal mes'eleyi ele alış biçimi ile üzerinde durulmaya değer şiirlerinden birisidir.

Köse imam, Åkif'in özlediği, idealize ettiği, aydın din adamı tipidir. O, mahallenin bütün mes'eleleriyle ilgilenir ve sosyal mevkiinin sağladığı otorite ile sıkıntılara çözüm bulmağa çalışır.

Şâir, bu vesileyle, başka şiirlerinde de ele aldığı toplum yararlarına bir kere daha işaret eder. Köse İmam'dan yardım isteyen üç çocuk annesi kadın, üstüne kuma getirmek isteyen kocasına karşı gelince, insafsızca dayak yemiştir. Kadının bu durumu İmamda hem merhamet, hem de hiddet uyandırır. Bekçi ile kocasını çağırtır. Adam, kaba olduğu kadar küstahtır da. İmamın kendisini tenkit edişini " haysiyetine bir tecavüz " olarak nitelendirir ve

" Size haltetme düşer... Dövmüş isem, kendi karım.

Keyfim ister döverim, sen diyemezsin: " Dövme! "

cevabını verir.

Åkif, kadını bir eşya gibi gören ve onun kadınlık haysiyetini düşünmeyen erkekleri Köse İmam vasıtasıyle tenkit eder.

İmam'a göre, haysiyet, herşeyden önce mes'uliyetini idrak etmek demektir. Evli bir erkek karısını maddî ve manevî bakımdan gözetmeli ve korumalıdır. Erkek, anlaşamıyorsa, karısını boşayabilir, ama dövemez ve sefalete atamaz. Zira bu davranış güçsüzü ezmek olacağından günahtır.

Adam, küstah bir tavırla Köse İmama dinin dört kadın almağa cevaz verdiğini söyler. O zaman Köse İmam dini istediği gibi yorumlayan, din maskesi altında kötülük edenlere dikkate değer bir ders verir. Adama kadın boşama hususunda Hazret-i Peygamber'in şu sözünü nakleder:

Bir talâk oldu mu dünyada semalar titrer !

Dört kadın alabilmek için de para ve sıhhat gibi önemli şartlar gerekir. Köse İmam, mes'eleleri aslında " bozulan terbiyemiz " in tabiî bir neticesi olduğu kanaatindedir. " Bozulan terbiye " üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulması ve açıklanması gereken bir ifadedir. Şâir bununla Türk toplumuna şekil veren bütün manevî değerleri kastetmektedir.

İnsanlar, örf ve âdetler, bir kelimeyle " töre "nin uzun asırlar boyunca meydana getirdiği kendi milliyetine has değerlerini kaybetti mi, insan olma vasfını da kaybederler. Bunun bir diğer sebebi de kulaktan dolma bilginin verdiği cehalettir.

Åkif şiirinin sonunda, çocuklar, ihtiyarlar ve kadınlara gerek fert, gerekse toplum olarak merhamet gösterilmesi, insaflı davranılması gerektiği hususu üzerinde durur.

Bu mânevî çöküşü hızlandıran bir diğer âmil de, İkinci Meşrutiyet'ten sonra memlekette esen aşırı hürriyet havasıdır. Küstah adam "sâye-i hürriyette" istediği her şeyi yapabileceğini söylemiştir. Şâir'e göre, hürriyet herşeyden önce, fertlerin birbirlerinin haklarına saygı duymayı öğrenmeleriyle gerçekleşebilir. Bunu verecek olan da toplumun ilk nüvesi olan aile ocağından alınacak olan aile terbiyesidir